2014-06-08

TİB IP log imzalayıcı - ince ayrıntılar

Yakın zamanda işim düşünce biraz inceleme fırsatı buldum. Log'ları imzalamak için Windows ortamında ihtiyaç duyulan aracı Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı geliştirmiş, web sitelerine koymuş. Programı kurdum, ama bir güvenlik duvarının ardında çalışmasını anlamak biraz zaman aldı.

Programın kurulumu gayet basit. Kurulum sırasında sadece programın hangi klasöre kurmak istediğimiz soruluyor. Kurulum klasörünün altında da signed_files klasörü vardır ki bu klasöre imzalanan log dosyaları konur. Bu klasörün yeri sonradan değiştirilemiyor. Bu sebeple planlamayı baştan yapmak gerek. Tüm imzalanan log dosyaları buraya konacağı için yer kaplayacaktır.


Program kurulduktan sonra belli bir klasörü izleyerek gelen log dosyalarını imzalayacak. İzlenecek klasör programın grafik arayüzü aracılığıyla değiştirilebiliyor. Gelen dosyaların imzalanması için de 3 seçenek var; dosyalar kopyalanır kopyalanmaz, her gün aynı saatte ya da 1 saat aralıklarla.

Programın iki bileşeni var. Birincisi Windows'da oturum açtığınızda çalışan client.exe (ki sistem tepsisindeki ikondan da bu sorumlu), diğeri de bir Windows hizmeti olarak çalışacak olan service.exe. Bir kez ayarlar yapıldıktan sonra client.exe'nin çalışır durumda olmasının (ya da sistem tepsisindeki simgenin gözükmesinin) bir gereği yok. Zamanlamayı yapan da, imzalama işlemini gerçekleştiren de service.exe. Bu Windows hizmetinin çalışır durumda olması gerekli.


Sıra geldi en büyük soruya. "İnternet zamanı alınamadı. Dosyalar imzalanmayacak" diye hata!


Bu hata, programın internetten geçerli zamanı alamadığını ve bu sebeple imzalama işleminin gerçekleşmeyeceğini söylüyor. Kontrol edince söz konusu bilgisayardan SNTP veya NTP bağlantısının yapılabildiğin görüp şaşırmıştım. TİB'in kendi dökümantasyonununda programın NTP'yi kullandığı söyleniyor [1]. Ama UDP 123 yerine TCP 37 kullanılıyor ki bu da eski Time Protocol [2].

Bir de imzalama işleminin nasıl olduğundan bahsedelim; C:\islenen_log klasörüne bir şekilde düşen log dosyaları için bir zaman damgası oluşturuluyor. Bu zaman damgası ile log dosyasının kendisi daha sonra signed_files'in içindeki ilgili alt klasöre taşınıyor. Burada ikisi birlikte saklanıyor. Bu klasördeki log dosyaları imzalanma sonrasında hala bir metin editörü ile görüntülenebilir durumda oluyor, ama dosyayı sakın değiştirmeyin. Böyle bir durumda oluşan zaman damgası geçerliliğini kaybeder. Tekrar oluşturmak gerekir, o da log dosyasının haricen bir müdahaleye maruz kaldığını gösterir.

Program, zaman bilgisini almak için, programın içine sabit olarak yerleştirilmiş aşağıdaki sunuculara başvuruyor.

utcnist.colorado.edu
time-a.nist.gov
time-b.nist.gov
time-a.timefreq.bldrdoc.gov
time-b.timefreq.bldrdoc.gov
time-c.timefreq.bldrdoc.gov
time.nist.gov
time-nw.nist.gov
nist1.symmetricom.com
nist1-dc.WiTime.net
nist1-ny.WiTime.net
nist1-sj.WiTime.net
nist1.aol-ca.symmetricom.com
nist1.aol-va.symmetricom.com
nist.expertsmi.com

İnternet zamanını alabilmek için sırayla bu 15 sunucu denenmeye başlanır. Her bir sunucu için cevap zaman aşımı 20 sn. 15x20 = 300 sn (5 dakika) yapar. Yani program internet bağlantısını yapamaması durumunda 5 dakika sonra hata verir ki bu da garip bir durum.

Yapılan işlemlerle ilgili günlük log, signed_files klasörünün altındaki günlük alt klasörlerin içindeki mechanism.log dosyasında tutulur.

Ek@2021-10-14: Uzun lafın kısası, program internetten zaman bilgisi alamadığı için bu hatayı veriyor. Zaman bilgisinin alınamamasının her sistemde farklı çözümü olabilir. Güvenlik duvarı üzerinden erişime izin verilmesi gerekebilir. Ama dikkat edin, UDP123 portuna değil TCP37 portuna izin vermek gerek. Yukarıdaki sunuculara ulaşmaya çalışıyor, hiçbirine ulaşmayıınca da 5 dakika kadar sonra hata mesajı görüntüleniyor. İmzalanan loglar signed_files klasörüne taşınıyor. Bu dosyalarla aynı klasöre, aynı isimle ama uzantısı .imza olan dosyalar oluşturuluyor. Bu log dosyalarının belirtilen saatten sonra değiştirilmediğine dair oluşturulan zaman damgası var içinde. İmzalanan dosyalar üzerinde bu aşamadan sonra değişiklik yapılmaması için hiç açılmaması önemle tavsiye olunur.


[1] http://www.tib.gov.tr/tr/tr-menu-47-internet_icerik_duzenlenmesi_hakkindaki_sorular.html, soru 37
[2] http://en.wikipedia.org/wiki/Time_Protocol

2014-05-15

Türk halkının TCP/IP ile imtihanı

Başlık benim değil, manlyphall adlı ekşisözlük yazarının :)

Artık her yaştan internet kullanıcısı DNS değitşrimenin ne demek olduğunu ve ne işe yaradığını öğrendi bu ülkede.


İnternet servis sağlayıcımızın kendi DNS sunucularında yasaklanan URL'ler için gerçeğin dışında bir yönlendirme yapması durumuna karşı bizim de genel kullanıma açık diğer DNS sunucuları kullanarak bu yasakları aşmamıza karşı geliştirlen bir teknik var. Bu teknik uzun zamandır kötü niyetli hacker'lar tarafından kullanılmaktaydı. Hayırlı olsun, şimdi artık bizzat hükümet destekli kendi internet servis sağlayıcılarımız tarafından kullanılıyor.

Uzun zamandır bir dedikodu halinde konuşulup yazılıyor. Bir taraftan "Yuh artık, bu kadarı da yapılmaz herhalde" derken geçtiğimiz günlerde karşlaştığım trace route sonuçlarına bakınca inanmak istemedim bi süre. Sonra acı gerçeği kabullendim.

Yeni internet düzenlemelerine göre yasakları uygulamanın sorumluluğu internet servis sağlayıcılara yüklenince, onlar da youtube'u yasaklamak için kendi içlerinde "fake" DNS sunucular kurmuşlar. Bunlara da popüler OpenDNS, Google DNS gibi DNS sunucuların IP adreslerini  vermişler. Kendi ağlarından gelen bütün trafiği bunlara yönlendirmişler, çakallar!

Diğer ülkelerdeki internet servis sağlayıcıların yaptığı gibi var olmayan adreslerin için reklam dolu sayfalara yönlendirme değil amaç; daha çok yasağı uygulama, belki de kayıt altına alma.

Ben de bu durum üzerine kullandığım DNS sunucunun gerçek mi, yoksa sahtesi mi olduğunu nasıl anlayabilirim diye düşünmeye başladım. DNS sorgularına dönülen cevaplardan bir sonuç çıkarmak imkansız. IP adresini verip coğrafi konumunu sorgulamak da anlamasız, çünkü bu haricen statik bir veritabanından sorgulanıyor.
Ping sonuçları çok az bilgi veriyor (aslıda [3]'te söylendiği gibi korsan bir DNS sunucu, normal sunucuya kıyasla çok daha hızlı cevap verecektir; ama bu kesin bir sonuç değil). Bunun yerine trace route çıktıları faydalı olabilir. Trace route, belirtilen hedefe kadar geçilen her router'a gönderilen ICMP paketlerinin sonuçlarını gösteriyor. Yolumuzda bazı noktalardan cevap alamıyor olabiliriz, ama en azından yol bize bir bilgi verecektir.

Benim aldığım bir örnek aşağıdaki gibi:

C:\>tracert -d 8.8.4.4

Tracing route to 8.8.4.4 over a maximum of 30 hops

  1    <1 ms    <1 ms    <1 ms  xxx.xxx.xxx.xxx
  2     1 ms     1 ms     1 ms  xxx.xxx.xxx.xxx
  3     1 ms     1 ms     1 ms  xxx.xxx.xxx.xxx
  4     6 ms     2 ms     1 ms  xxx.xxx.xxx.xxx
  5     2 ms     2 ms     1 ms  xxx.xxx.xxx.xxx
  6     9 ms     9 ms     8 ms  81.212.217.225
  7     8 ms     9 ms    11 ms  81.212.197.62
  8    29 ms    27 ms    31 ms  72.14.217.118
  9    27 ms    26 ms    26 ms  72.14.235.39
 10    33 ms    33 ms    33 ms  8.8.4.4

Trace complete.

Burada önemli olan hedeften birkaç adım öncesi. Mesela yukarıdaki örnekte 72.14 ile başlayan IP adresleri. Bunların konumlarını sorgulamak için Nirsoft'un IPNetInfo aracını kullandım ben.


Yukarıdaki örnekte trace route işlemi 81.212 ile başlayan TTNET router'larından sonra 72.14 ile başlayan Google'a ait IP adreslerine, oradan da 8.8.4.4 hedefine ulaşmış. Bu örnekte DNS sunucumuz temiz gözüküyor. Elbette internet servis sağlayıcımızın sadece hedef IP'sini (yani 8.8.4.4'ü) kopyaladığını, diğer Google IP'lerini (72.14 ile başlayan diğer noktalar) kopyalamadığını (fake olarak) varsayıyoruz. Bunu yapıyor olsaydı eminim Google'ın bir sürü hizmeti Türkiye'den erişilmez olurdu.

Ama örneğin şu bağlantıda anlatılan durumda 81.212 ile başlayan TTNET adreslerinden hemen sonra bir 8.8.8.8 hedefine ulaşılmış. Yani şöyle olmuş:

C:Usersxxx>tracert -d 8.8.8.8

Tracing route to 8.8.8.8 over a maximum of 30 hops

 1     87 ms     1 ms     1 ms  192.168.2.1
 2     11 ms     8 ms     9 ms  xxx.xxx.xxx.xx
 3     11 ms     9 ms     9 ms  xxx.xxx.xxx.xx
 4     *        12 ms    10 ms  xxx.xxx.xxx.1xx
 5     12 ms    10 ms    10 ms  81.212.25.72
 6     20 ms    19 ms    20 ms  81.212.204.205
 7     26 ms    21 ms    22 ms  81.212.219.209
 8     20 ms    18 ms    18 ms  8.8.8.8

Trace complete.

İşte bu DNS sunucusundan şüphe etmek lazım. Google'a ait hiç bir adrese uğramadan doğrudan 8.8.8.8'e gitme şansımız yok. Buna bir kez ben de şahit oldum, ama sonuçlarını kaydedemediğim bir durumdu. Bu sebeple jiyan.org'dan alıntı yaptım.

Bu durum benim veya birkaç kişinin farkettiği bir şey olmaktan uzak. Gayet iyi bir şekilde, üstelik de neredeyse yapılır yapılmaz otoriteler tarafından farkedilmiş ve belgelenmiş [2,3].

Gördüğüm kadarıyla bu işin başlangıcı 29 Mart 2014'e kadar gidiyor.

2014-04-07

NTFS birimi ne zaman yaratılmış

Bilgisayarlarla uzun zaman geçirmemin bir sonucu olduğunu düşünüyorum, herşeyin bir log dosyasının olması gerektiğini düşünmemin. Hatta gerçek hayatta bile bazı şeylerin logu otomatik olarak tutuluyor olsaydı, süper olurdu.

Linux'ta bir ext3 disk bölümünün ne zaman yaratıldığını şurada da anlattığım gibi tune2fs aracıyla bulabiliyoruz. Bunu Windows'da NTFS sürücüler için yapabilir miyiz diye ararken şu sonucu buldum. Sistem sürücüsü için bunun yerine systeminfo komutunu kullanabiliriz. Ama harici bir disk için? İşte sorunun cevabı.

Güzel haber olarak ZwQueryVolumeInformationFile() Windows API'si ile bu bilginin sorgulanabildiği, 5. parametre olarak FileFsVolumeInformation sağlanması halinde FILE_FS_VOLUME_INFORMATION tipinde bir veri döndüğü ve bunun da içinde birim etiketi, seri numarası ve yaratılma tarihi olduğu söylenmiş.

Ama kötü haber: bu veriyi okuyabilecek bir program yazılmamış. Ancak JdeBP adlı kullanıcı, bu bilgiyi meşhur sysinternals aracı Process Monitor'ün okuduğu onca bilginin arasında bu bilgiyi de listelediğini söylemiş.

O halde bu veriye ulaşmak için yapılacaklar şöyle:
  1. procmon /noconnect ile Process Monitor başlatılır. noconnect anahtarı başlar başlamaz veri yakalamamasını söyler.
  2. İlk olarak Ctrl+L ile "Filter" diyaloğu açılır. Burada varsa eski süzgeci sıfırlamak için önce Reset tuşuna basılabilir. Ardından
  3. Operation=QueryInformationVolume
    süzgeci girilir.
    Tercihen Filter menüsünden de "Drop Filtered Events" seçilerek ilgi alanımız dışında yakalanabilecek olayların saklanmaması da sağlanır ve Capture komutu (Ctrl+E veya büyüteç sembolü) verilir.
  4. Ardından bilgisayarda sürücülerin harfleri tıklanarak birkaç gezinme yapılır, kök dizindeki dosyalar listelenir. Olmadı, cmd ile terminal açılır, istenen sürücü için dir komutu kullanılır. Bu arada Process Monitor'e veriler düşmeye başlar.
  5. Düşen verilerin içinde Detail sütununda VolumeCreationTime bilgisine bakılır. Aranan veri buradadır.

2026-06-30 Ek: Burada anlatılan ZwQueryVolumeInformationFile() yerine NtQueryVolumeInformationFile() fonksiyonu kullanılarak powershell ile bu verilere ulaşan bir yöntem için lütfen tıklayın.

2013-12-09

İnternet reklamları ve izlenebilirlik

Son birkaç gündür bir ayakkabı almak için internette geziniyorum.


Henüz satın almamı gerçekleştirmedim. Bu satın alma amaçlı gezinmelerimden tamamen bağımsız olarak (farklı bir sekmede, diğer sekme kapatıldıktan sonra) bambaşka bir sitede kenar reklamlarında incelediğim ürünlerin resimlerinin olması ilgimi çekti.


Hani bir nevi alış-veriş için çarşıya çıktım, birşeyler baktım. Sonra alış verişimi tamamlamadan oturdum bir yerde birşeyler yiyip içiyorum. O arada garsonun servisle birlikte masaya aradığım ürünlerle ilgilli broşürler bırakması gibi birşey bu. Nerden biliyor bu adam benim az önce nereleri dolaştığımı?

Buna ben bilgisayarımda nasıl izin verdim? Girdiğim alış veriş sitesinin çerezlerini diğer site okuyabilir mi? Hayır. E o zaman demek ki alış veriş sitesi üçüncü parti çerezler (third party cookies) bırakıyor. Demek ki tarayıcımın üzerinden üçüncü parti çerezleri engellemek lazımmış.

Firefox'ta:
Seçenekler>Gizlilik sayfasına gelip, pencerenin "Geçmiş" kısmında "Geçmiş için özel ayarlar kullan" seçimi yaptıktan sonra aşağıda çıkacak olan "Üçüncü parti çerezleri kabul et=Asla" seçimini yapmak gerek.

Chrome'da:
Ayarlar sayfasını açtıktan sonra önce sayfanın altındaki "Gelişmiş Ayarları Göster"i tıklayıp Gizlilik'in altından İçerik Seçenekleri'ni tıklamak gerekiyor. Burada Çerezler bölümünün altındaki checkbox'ı işaretleyerek üçüncü parti çerezleri engelleyebiliriz.

IE:
Internet Seçenekleri'nin Gizlilik sayfasına gelerek Gelişmiş butonuna basarak açılan sayfadan üçüncü parti çerezlerin engellenmesini seçmek gerek.

2013-09-03

Microsoft'un Truva Atı

Yaklaşık 3 sene kadar önce Nokia, Google'ın açık kaynak kodlu işletim sistemi Android'i kullanmak yerine Windows Phone'a yöneleceğini duyurduğunda durumu herkes gibi ben de şaşkınlıkla karşılamıştım. "Canlı ve heyecanlı" Android trenine binmek yerine uzun süredir iki ileri bir geri ilerlemeye çalışan Windows Mobile ve sonradan Windows Phone işletim sistemlerine tutunmasını çok garipsemiş, nedenini bir türlü anlayamamıştım. Son zamanlarda ortaya çıkan birkaç yazıda görmüştüm ki Nokia, Anroid'i seçmesi durumunda Samsung gibi bir pazar devi ile çarpışamayacağını farkederek pazarın ikincisi hatta üçüncüsü konumunda olmamak için farklı bir tercih yapmıştı. Ama Android pazarının üçüncüsü olmak bugünkü durumundan daha mı kötü olurdu?

Daha önce eski dost Symbian'ı rafa kaldırdığını duyurmasına rağmen son aylarda tekrar Symbian'lı telefonları pazara sürmesi de durumu iyice garipleştirmişti. Firmanın zaten içler acısı olan durumuna biraz daha mı acıklı bir hava getirilmek istenmişti?

Nihayet bugün gördüğüm haberler durumun nereye getirilmek istendiği konusuna bir açıklık getirdi [1,2,3]: Nokia, Microsoft'a satılıyordu. Ben hala gidişata şaşırırken, "gören" gözler olayların bu noktaya geleceğini tahmin etmiş olmalılar. Çünkü şu andaki Nokia CEO'su Stephen Elop, eski bir Microsoft çalışanıymış. Nokia'nın tüm pusulalarını Microsoft'a çevirdikten sonra şirketin anahtarını da Microsoft'a teslim ederek görevini tamamlamış. Yazılanlara göre bu birleşmenin ardından Microsoft'a geçerek şirketin "Cihazlar" bölümünün başına geçecekmiş. Bu duruma açık ve net olarak "Truva Atı" olayı deniyor.

Bana da aynı çağrışımları yaptı. Bir zamanların cep telefonu devinin acıklı bir şekilde "içerden" yıkılarak tüketilmesi kimin işine yarar? Nokia bir Finlandiya firmasıydı. Bu devi birkaç sene öncesinde kendine rakip olarak görebilecek firma olan Google ise bir ABD firması. Başka bir ABD firması olan Microsoft ile el ele verip, ikisinin de kazanacağı bir kumpasın içine çekilmiş olması hiç de bir komplo teorisi gibi gelmiyor bana. Daha birkaç ay öncesinde ABD gizli servisinin neredeyse tüm dünyanın elektronik iletişimini izlediği ortaya çıkmış ve bunun ABD vatandaşlarının aleyhine değil de ABD firmalarının lehine kullanıldığı resmen kabul edilmişken kesnilikle değil.

2013-07-22

Windows Phone vs. Android

Bir akıllı telefon ama hangisi? Piyasada bir çok seçenek oldu. iPhone çıkışıyla bütün standartları değiştirdi. Eski dev Symbian piyasadan silindi gitti. Blackberry'nin de iPhone & Android savaşında varlık gösterememesinin ardından Android aldı başını gitti. Çok sonradan Nokia oyuncu değişikliği yapıp sahaya Windows Phone'u sürdü. Şu anda piyasada çok gerilerden üçüncü olarak geliyor. Uzun bir süredir konuşulan bir Mozilla OS var, ama fark yaratıp başarılı olacak mı, bilemiyorum.

http://en.wikipedia.org/wiki/Mobile_operating_system


Ben, favorim iki mobil işletim sistemini karşılaştıracağım: Android ve Windows Phone 8. Android uzun süredir Google gibi hızlı karar verebilen bir devin akıllı hamleleriyle kralın tahtını devirdi. Windows ise, bir türlü istenen başarıyı yakalayamamış mobil işletim sistemlerini son sürümlerde biraz daha derleyip toparlayarak piyasaya sürdü. Live Tile'lar bir anda bir ilgi odağı oldu

Öncelikle hayatınızda Google hizmetlerini (Maps, Gmail, Youtube gibi) sıkça kullanıyorsanız Android tüm işlemleriniz için biçilmiş kaftan. Bu hizmetleri Windows Phone üzerinde de kullanabiliyorsunuz, ama gariptir, Google Windows Phone için uygulama geliştirmiyor. Bir süre öncesine kadar "açık" olmak ile ilgili çabaları olan Google, rakibi Windows Phone'un ayağına basıp duruyor. Microsoft kendi uygulamalarını kendi geliştiriyor. Gmail, Youtube uygulamalarının geliştiricisi Microsoft.

(Windows Phone MarketPlace)

iPhone için Gmail uygulaması geliştirmek konusunda farklı bir tutum sergilediğinin kanıtı ise aşağıda.

(Apple AppStore)

En son Youtube uygulamasını güncelleyen Microsoft, Youtube videolarının download edilerek offline olarak izlenmesine imkan verdiği ve reklamları göstermediği için Google tarafından bu uygulamanın geri çekilmesi talebini içeren bir mektup aldı. Eski uygulama tekrar MarketPlace'e kondu. Gariptir, eski uygulamada da reklamlar gösterilemiyordu. Mobil işletim sistemini yaygınlaştırmaya çalışıyor, bu sebeple bu tür kaprislere şimdilik boyun eğiyor.

Facebook'un da bir Windows Phone uygulaması yok. Facebook uygulamasının geliştiricisi Microsoft. Bu arada Facebook ile Google arasındaki anlaşmazlık Android 4.x sürümlerinde adres defterinin Facebook ile senktronizasyonunda (profil resimleri, durumlar vs) kesintiye sebep oldu. Windows Phone platformunda Microsoft bu işi kendisi yapmış. Telefon defteri istenirse Facebook, Google ve Hotmail (genel olarak tüm Microsoft hesapları) ile senktronize edilebiliyor. Facebook entegrasyonu tek yönlü olmasına karşın Google ve Microsoft hesapları ile entegrasyon çift yönlü (telefonda yaratılan kişiler Google ve Hotmail'e de kaydedilebiliyor).

Twitter ise her iki platformda da kendi uygulamasını geliştirmiş.


Windows Phone MarketPlace'te bir Google Maps uygulaması var, ama varsayılan olarak Microsoft Maps'i kullanıyor. Google Maps'i kullanma şansınız var, ama performansı daha düşük. Geliştiricisi de ne Microsoft, ne de Google. Google Maps'teki haritalarınıza veya yıldızlı öğelerinize de ulaşma şansınız yok. Symbian için bile bizzat Google tarafından geliştirilmiş bir Google Maps uygulaması vardı.

Android'de bir notification drawer kavramı var; tüm uygulamaların uyarıları bir merkezde görüntülenebiliyor, ekranın üzerinde, aşağıya çekince genişleyen bir bölümde. Gelen e-posta veya SMS bildirimleri, güncellenebilecek uygulamalar, Facebook'tan gelen etkinlik davetleri vs. Windows Phone ise bunları ayrı ayrı yerlerde görebiliyoruz. Her biri için ayrı live tile'ları başlat ekranınıza koyarak duruma hakim olabilirsiniz. Live tile'ların boyutlarını istediğiniz gibi değiştirerek, bizim için önemli olan şeyleri büyütebilir, dolayısıyla da bunlarla ilgili daha fazla bilgiyi (kimden mesaj geldiği veya sadece kaç okunmamış mesajınızın olduğunu) başlat ekranında görebiliriz. Windows Phone SMS'leri ekranın üstünde geçici bir süre ile görüntülüyor, ama bunu notification drawer kadar faydalı bulmadım.

Ana ekranda varsayılan olarak bir "Ben" live tile'ı var. Bu tile'ın altında Facebook (ve/veya Twitter) hesabım ile ilgili bilgi görüntüleyebiliyor, profil resmimi ve son paylaştıklarımı görebiliyorum. Android'de de ekranlardan birine benzer şeyler eklemek mümkün.

Windows Phone biraz kısayol fakiri. Kablosuz ağı, 3G bağlansını veya NFC'yi açmak için ayarlara gidip ilgili yerden bir kutuyu işaretlemem falan gerekli. Android'de ise bunları notification center'dan veya ekranlardan birindeki kısayol çubuğundan yapabiliyorum.

Ama Windows Phone'daki takvim uygulaması bence çok güzel. Android'de sadece Google Calendar üzerindeki bilgilere ulaşabilirken, Windows Phone ile hem Google Calendar, hem Outlook.com'un hem de Facebook'un takvimlerine ulaşabiliyorum. Facebook'ta davet edildiğim bir etkinlik ile ilgili bilgi ilgili live tile'da görüntüleniyor (bunu istersem sadece katılmayı seçtiğim etkinlikler ile kısıtlayabiliyorum).

Android üzerindeki Dropbox entegrasyonu Windows Phone'da Skydrive ile sağlanmış. Android'de çekilen fotoğrafları kablosuz ağ üzerinden Dropbox'a yedekleyebildiğim gibi, Windows Phone'da da Skydrive'a yedekleyebiliyorum. Her ne kadar Dropbox başlangıç'ta 2.5 GB ücretsiz alan veriyor olsa da şimdiye kadarki kullanımım ile bunu koşulsuz olarak kendiliğinden 5 GB'a yükseltmiş durumda. Bu, ücretsiz bulut depolama seçenekleri içinde makul bir rakamken Skydrive bunu başlangıçta 7 GB olarak veriyor.

Android'de güzel bir haberler ve hava durumu uygulaması var. Bu uygulama ile çeşitli Türkçe gazetelerden derlenen habelere tek yerden ulaşmak mümkün oluyor. Bir kaç standart haber başlığının yanı sıra bir anahtar kelimeye göre kendi haber başlığımı da yaratabiliyorum. Windows Phone'da ise benzer Türkçe destekli MSN'in bir uygulaması var. msn.com'daki haberlerin mobil versiyonu gibi. Tam olarak eşdeğri olmasa bile şimdilik iş görüyor.

Android'de söz konusu ses olduğunda ayarlanabilecek bir kaç tane ses seviyesi var. Telefonun zil sesi, oynatılan medyaların sesi, alarmların sesi, telefonda konuşurken kulaklıktan gelen ses vs. gibi. Windows Phone'da ise telefonun zil sesini kıstığımda kulaklık sesini de kısmış oluyorum.

Windows Phone'da browser seçeneği de az. Ne Firefox, ne Chrome, ne de Opera. Sadece IE. Çok fark ediyor mu? Şimdilik hayır. Windows masaüstü kullanırken IE bana çok dayanılmaz geliyor. Ama mobil sürümü ile ilgili fikrim farklı. Belki de şu anda alternatifi olmadığındandır.

Windows Phone'un en beğendiğim yönü Office'i. Her türlü office belgesini (Word, Excel, PowerPoint) görüntüleyip düzenleyebileceğim uygulaması çok başarılı.

Kullandığım telefon bir Nokia Lumia olduğundan navigasyon konusunda Nokia'nın haritalarını, Here Drive+'ı ve benzeri uygulamalarını sevdim. Özellikle Türkiye için haritaları offline olarak download edip internet bağlantısı olmadan kullanabilmek güzel. Ayrıca 12 milyon şarkı arşivi de Lumia kullanıcılarına açık(mış).

Windows Phone'un bence en büyük eksiği USB tethering olmaması. Telefondaki 3G interneti bilgisayarımdan kullanmak istersem tek seçeneğim telefonu bir kablosuz erişim noktası olarak ayarlamak ve dizüstü bilgisayarımdan buna bağlanmak. Bu durumda hem dizüstü hem de telefonda ciddi olarak batarya sorunum olacak. Android'de ise ne bilgisayarda ne telefonda kablosuz bağlantı için ekstra güç harcamadan USB kablosuz ile bunu yapmak mümkün.

Söylenen güzel bir özellik de kaybolmuş bir telefonun windowsphone.com üzerinden çaldırılması, kilitlenmesi veya içindeki bilgilerin sıfırlanması. Bunun için telefonun ilişkilendirildiği Microsoft hesabı (Hotmail, Live vs) ile windowsphone.com'a girip yapıp sağ üstteki açılır menüden "Find My Phone" u seçmek gerekiyor. Ben denedim ama başarılı olamadım, telefonumda bu özelliği etkinleştirmiş olmama ve bu özelliği denediğim anda telefonun internet bağlantısının olmasına rağmen. Android'de bunu yapabilmek için 3. parti uygulamalara ihtiyaç var.

Gördüğüm kadarıyla aynı donanım özelliklerine (işlemci, bellek, telefon depolama alanı vs.) sahip iki telefondan Windows Phone olanı daha pahalı. Android telefonların fiyatları biraz daha düşük. Belki farklı üreticilerin yeni ürünlerinin katılmasıyla bu durum değişebilir. Ama Google hizmetlerini yoğun olarak kullanıyorsanız Android şu an için rakipsiz. Biraz öznel olacak, ama göze de daha hoş görünüyor.

2013-05-03

Ubuntu artık spyware oldu

demiş Open Software Foundation başkanı Richard Stallman. Peki neden? Çünkü Ubuntu bir süredir masaüstü arama sonuçlarını Cannonical'a gönderiyordu. Cannonical bu durumu pek umursamamış görünüyor. Ubuntu'nun 13.10 sürümünde de hala durum aynı. Stallman'ın karşı çıktığı konu bu ayarların varsayılan olarak "açık" gelmesinden. Birçok kullanıcı bu ayarı varsayılan "açık" değerinde bırakacak ve tüm arama sonuçları Ubuntu merkezine gönderilecek.

Bu ayarı kapatmak için ekranın sol üst köşesindeki "Dash"e tıklayın.


açılan arama kutuna Privacy yazarak aynı adlı diyaloğu açın.


Burada "When searching in the Dash"in yanındaki anahtarı off konumuna getirin.

Bu anahtarın işlevi ve açık/kapalı olması durumunda alacağınız farklı sonuçlar şu adreste özetlenmiş.